Gün doğar ve umut usulca sokulur aralık perdenden. Platonik bir yaşamın yoksa her sabah güneş senin için doğar, kuşlar senin için öter ve şehir gürültüsü bir kavanoza kapanmıştır senin için. Bir bedene iki yaşam sığdırmak güçtür, güçtür nefeslerini paylaşmak ama onsuz da imkansızdır. Pembe bulut sis gibi iner yollara ve tüm adımlar sevdaya gider. Kimi zaman kömür renginde olsa da kırmızıdır artık yaşam inadına kırmızı... Hasret bir sokak kedisi gibidir bırakmaz peşini. Gece ansızın ...
Martıyla vapur gibiydik seninle Ben çırpındıkça sen gidiyordun uzaklara Sana göre; kuş bulutunun bir parçasıydım Ve yerim her an dolardı başka bir suretle! Belki de her limanda bir damla yaş bırakıyordun ardından, Belki de gözlerindeki parıltı ihanettendi Yapmacıktı gamzen, sözlerin oyundandı Birer birer limanlarda bırakıyordun kuklalarını! ...
Aşk orucundayım ey sevgili, Gözlerinin parlalıklığı mıh misali Ellerinin sıcaklığı ana yüreği gibi Özledim deyişin bıçak yarası Mesajların ateşten ok Ama çıkar yolum yok... Çıkmazlardayım ey sevgili Gözlerin yasak Adın yasak Kokun yasak... Tüm yolarım kapalı ey sevgili! Şiirler biçare Şarkılar nafile Satırlar ...
Bir şehir: İstanbul Bir gece: bıçak saplıyor bedenime Bir saat: akrep’e çivi çakılmış sanki Bir mekan: hastane. Baştan başa acı kokuyor koridorlar Bir çocuk: 17’sinde, ama emekliyor hâlâ hayata Bir yaş: şuursuzca akıyor Bir kalabalık: ağıt için toplanmış belli Bir beden: henüz sıcak Bir el: kıpırdamıyor artık* Bir umut: parçalanıyor içten içe Bir acı: adı anne… *Gece çöküp yatma vakti gelirken, korkardım karanlıktan, ...