Üç kez çalmıyor artık postacı kapıyı Bir toz duman da yok varoşlardan yükselen Son çiçekçi terk etti bu kenti Sen durmadan bir hıçkırığa tutunuyorsun Gözyaşınla suluyorsun içindeki kaktüsü İçi patlamış bu kentin Hançerlenmiş bağırsak gibi kokuyor Duyuyorum, ağır ağır atıyor adımını Evet gelen o sevgilim, gelen, gitme zamanı Ya denize koşuyor damlalar, ya dağlara Artık yağmur düşmüyor bu kente Çeviren yok ...
Zaman geçiyordu düşlerden hiçliğine tamamlarken gerçeği kristal küreye vuran ışıktı zaman Kırık ve renkli Zaman geçiyordu acıtan gülüşlerden nakşında kuruyan kirpik rimeli nemlenmiş vedalarda bir ipek mendildi zaman Yırtık ve kirli Zaman geçiyordu telâşelerden sıkıntılar dökülüyordu heybesinden bir bir kaygılar tenhalıktı büyüyen karanlığında zaman Dehşet ve kindi ...
Sen, hergün köşe başlarında Yırtık urbanla kirli ellerinle Avuç açan, sefil insan. İnan yok farkımız birbirimizden. Sen belki tüm yaşamınca dilenecek; Beklediğin beş kuruşu biri vermezse, Ötekinden isteyeceksin. Ama ben, tüm yaşamım boyunca Tek bir kez dilendim, Bir acımasız kalbin sevdası ile alevlendim. Öylesine boş öylesine açık kaldıki elim, Yemin ettim bir daha dilenmeyeceğim.